Bilgisayarlar sadece iş hayatının değil, günlük hayatımızın da vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Geçmişte fotoğraf albümü hazırlamak, müzik dinlemek, film izlemek ya da mektup yazmak gibi uğraşlarımız için farklı farklı araçlar kullanırdık. Şimdi tüm bunları kişisel bilgisayarlarımızla (PC’lerimizle) kolayca yapabiliyoruz. Üstelik internet erişimi için de –internet erişimi çoğu kimse için temel bir gereksinim halini aldı- bilgisayarlara ihtiyacımız var. Bu nedenle de bilgisayarlarımız, günlük hayatımızın “olmazsa olmaz”ları olarak görülüyor.

Bilgisayar, bir çeşit kişisel eşya sayıldığından, insan zihni onu da diğer kişisel eşyalarla bir tutup, kişinin bulunduğu yerde olması gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle bilgisayar üreticileri bir süre önce kişisel bilgisayarları “taşınabilir” hale getirmenin yollarını aradı. Dizüstü bilgisayarlar, bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Gittiğiniz her yere götürebileceğiniz, tatilde ya da seyahatte rahatça kullanabileceğiniz, e-postalarınıza ve kişisel dokümanlarınıza dilediğiniz her an ulaşabileceğiniz bir bilgisayarınızın olması fikri elbette çok çekici. Pazar araştırma raporları, 2008 yılından bu yana dünya genelinde dizüstü bilgisayar satışlarının masaüstü bilgisayar satışlarını geçtiğini ve talebin taşınabilir bilgisayarlara yöneldiğini gösteriyor.

Dizüstü bilgisayarlarda, masaüstü bilgisayarların birçok teknik özelliği bulunur. Fakat hem daha hafif hem de daha küçük boyutlarda olmaları beklendiğinden, üreticiler, dizüstü bilgisayarların donanımsal özelliklerini sadeleştirmeye çalışıyor. Bu çabaların sonucunda ortaya çıkan netbook’lar, kişisel dokümanların bilgisayar hafızasından çok internet uygulamaları üzerinde kullanılması ve saklanması prensibine dayandığı için bir kilogramdan az ağırlıkları ve herhangi bir çantaya sığabilecek boyutlarıyla (çoğu 10 inç’tir) “taşınabilirlik” sorununu çözmüş gibi görünüyorlar.

2007 yılında hayatımıza giren ve bir çeşit akıllı telefon olan iPhone’lar, bilgisayarların taşınabilirliği konusunu yeniden düşünmemize sebep oldu.

-Taşınabilir bir bilgisayarda fiziksel bir klavyeye gerçekten ihtiyaç var mıydı?

-Taşınabilir bir bilgisayarın ekranı gövdesinden ayrı bir parça olmak zorunda mıydı?

-Taşınabilir bilgisayarlar, diğerlerinin kullandığı işletim sistemlerini kullanmak zorunda mıydı?

Kuşkusuz iPhone bilgisayar değildi fakat işlevleri ve yaşattığı deneyim, taşınabilir bilgisayarın iPhone gibi olması gerektiğini düşündürüyordu. Küçücük bir telefonla internete girilebiliyor, e-posta gönderebiliyor, dosya paylaşabiliyor, oyun oynanabiliyor, müzik dinlenip video izlenebiliyorsa; daha yetenekli bir bilgisayarla neler yapılmazdı? Üstelik iPhone’un dokunmaya duyarlı ekranı, klavye olarak kullanılabiliyor ve rahatça yazı yazılabiliyordu. O halde fiziksel klavyeye veya fareye de gerek yoktu… Zaten iPhone’un üreticisi Apple, birkaç yıl sonra (2010 yılının başında) 10 inç’lik bir tablet olan iPad’i satışa sundu.

Hepimiz iPad’in ne olduğunu biliyoruz. iPad’in satışa sunulması ile tablet bilgisayar satışlarında hızlı bir yükseliş olduğunu (diğer markaların tablet bilgisayarlarına da yansıdı) gördük. Hatta taşınabilir bilgisayar satın almak isteyenlerin, tablet bilgisayara yönelmesi nedeniyle tüm dünyada dizüstü bilgisayar satışlarının bir miktar gerilediği açıklandı. Bu yıl düzenlenen Uluslararası Tüketici Elektroniği Fuarı’nda farklı markalardan 80’den fazla tablet bilgisayar modeli görücüye çıktı. Yazının gidişinden, kişisel bilgisayarların masaüstünden dizüstüne, sonra da tablet bilgisayara doğru evrildiği sonucunu çıkarmak mümkün. Oysa bugün piyasadaki tablet bilgisayarlarda kullanılan çoğu teknoloji, geçmişte, pazarda başarı elde edememiş başka pek çok üründe denenmişti. Söz konusu teknoloji olduğunda, evrim sürecinin birbiri ardına gelen adımlarla değil, birbirine paralel evreler halinde ilerlediğini düşünmek gerekiyor. Kim bilir, belki bugün pek ilginç bulmadığımız bir teknoloji, yarın yepyeni bir yüzle karşımıza çıkabilir.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın