Tam ne zaman yağacak bu kar da çocuklar gibi şen olacağım derken, karın gümbür gümbür yağdığı zaman kendimi çölün ortasında buldum.

28 Ocak… Havaalanındayım. Saatlerce süren beklemeden sonra “Evinize gidin, yarın gelin” çağrısı yapıldı. Ertesi gün tekrar düştük yollara. Bakalım bu sefer varabilecek miyiz Dubai’ye?

Dubai mi? Ne işim var Dubai’de. Hem de Şener Şen ile…

Şu kadarını söyleyebilirim, bir çekim için takıldım ekibin peşine.

Son dönemde peydah olan uçak fobim “Crazy, Stupid Love” filminin duygusallığında kayboluverdi çok şükür.

Evet artık Dubai’deydik. Her zaman televizyonda gördüğüm Arap kıyafetleri içinde pasaport görevlilerini karşımda görmek nedense bir an için ilginç geldi.

Farklı otellerde kalıyorduk. Ekiple ertesi sabaha kadar yollarımız ayrıldı.

Otele doğru yola koyulduk. Ortak bir dili şöyle böyle de olsa konuşabiliyor olmak böyle durumlarda ne büyük nimet…Bayan şoför belli ki bir bayan Türk’ü aracında konuk ediyor olmaktan memnun, sohbete başladı. Neden geldiğimi, ne iş yaptığımı sordu. “Çekim için geldik” demek pek alışık olmadığım bir cevaptı. Sanki yönetmen miydim, yoksa set ekibinin bir parçası mı? Sohbet devam ederken bir de ne göreyim? Bizim Muhteşem Süleyman tayfamız… Sıra sıra profil fotoğrafları Dubai’nin ana caddesinde. Demişlerdi de “Bizim Türk dizileri Arap ülkelerinde pek rağbet gördü” diye,  ana caddeleri süsleyecek kadar olduğunu bilmezdim. İnternette bir gece önceki hızlı sörfümde, “Havaalanı merkeze yakın, taksi birkaç dirhem tutar” bilgisini çok mu uykulu ve yorgunken gördüm çözemedim, zira taksimetre 50, 60, 70 ilerliyordu. Hafiften bir telaş aldı beni, yanımda öyle çokça bozdurduğum bir para yoktu. Neyse ki otele geldik. Başka vakit olmayacağından bir çıkıp etrafı dolaşsam diye düşündüm. Benim google map okuma derslerine ihtiyacım varmış, anladım, haritada yakın gördüğüm hiçbir yer yürüme mesafesinde yakın değilmiş. Hevesim kursağımda kalarak odama geçtim ve şirketten gelecek Bilge’yi bekledim. Bilge normal koşullarda benden bir gün sonra geliyordu fakat bizim uçak ertesi gün kalkınca, aynı ülkeye iki saat arayla farklı uçaklarla giriş yaptık. Bilge ile aşağıdaki kafede biraz sohbet, yaban ellerde iyi geldi. O kadar yurtdışında yaşadım, farklı ülkelere gittim hâlâ ve yine de memleket sınırları dışında kendimi başka bir dünyaya gitmiş tedirginliğinde hissedebiliyorum. Tabii dersime çalışmaya da pek bir fırsat olmamıştı öncesinde.

Bilge ile sohbet güzeldi. Ta ki sabah 5’te kalkmamız gerektiğini söyleyene kadar. Çekim ekibi ışığı yakalamak için erkenden çöllere düşecek. Tabii bu durumda biz de… Sabah nasıl uyandığımı hiç bilmiyorum, sanırım zaten hiç uyumadım ki…Bilge ile bir taksi çağırıp diğer otele doğru yola koyulduk, etraf karanlık, sadece büyük olduğunu gövdelerinin genişliğinden anladığımız beton binalar var etrafta. Gerçi gördüm ki gündüz gözüyle de görüp göreceğim aynı şeymiş. Uzun, ihtişamlı binalar…

Otelden ciplere binerek çöle gittik. Yaklaşık bir saatlik kız dedikodularının ardından işte çöldeydik. Otelden çıkmadan, yanımıza yüzümüzü saracak bir şey almamız uyarısı bir kum fırtınası sahnesi canlandırıvermişti gözümde. İşte o an gerçekten bir çöle gidiyoruz hissi uyanmıştı. Üstümüze kalın bir şeyler de almamız gerektiği ise “Hey durun bir dakika, çöle gitmiyor muyduk biz”, hani şu sıcaktan deniz seraplarının görüldüğü atmosfer… “Neden kalın bir şey alıyoruz ki” çelişkisi yaratsa da soru sormadan uyarıları dikkate aldım. Nitekim anladım ki, sabahın erken saati nerde olursan olsun soğuk, neredeyse üstümden çıkarmadım kalın hırkamı. Bir tek öğleden sonra birkaç saat çıkartabildim.

İşte artık çöldeydik, evet gerçekten turuncumsu kağıt gibi kumlar… Ayaklar gömülüyor, araçlar lastik değiştiriyor. Ekipten Esra daha önce balayına geldiğinde araçlarının kuma gömüldüğünü ve yardım gelip onları kurtardığını söyleyince boyumun kısalığı ilk defa dert oldu içime:)

Genç yıldızımızla hemen ön çekimlere başlandı. Herkes büyük bir ciddiyetle çekimlere konsantre oldu.

Bir süre sonra fakat hâlâ sabahın erken saatlerinde Şener Şen aramıza katıldı. Yeni jenerasyon esprilerini yakalamaya çalışan neşesiyle bekleme çadırında elinde metinleri, sırasının gelmesini bekledi.

Şener Şen’e sevgimle birlikte saygı da duymaya başladım bu çekimler sırasında. Hiçbir kaprisi olmadığı gibi başarıyı, sevgiyi, tanınırlığını öyle güzel hazmetmiş ki, belli ki her şey adım adım olmuş. Yanında oturan ve belki de herkesçe konuşulacak başarılı kariyerinin ilk çıkışının arifesinde olan İbrahim’e en güzel öğüdü veriyor gibiydi, haliyle ve  mütevazı tavrıyla.

Yönetmenin her stop çığlığında Şener Şen karşımızda ya şarkı söylüyor ya klasik Türk filmi kavuşma sahnesi Hülya Koçyiğit koşar adımları ile çadırına dönüyordu. Tüm gün aralıksız güneşin altındaki bu çekimler ve sürekli tekrar çekimlerine rağmen enerjisi hiç düşmediği gibi sanki artıyordu.

Gördüm ki, 30 saniyelik bir görüntü için koca bir ekip defalarca aynı sahneyi çeşit çeşit açılardan çekiyor. Sadece en iyisini, en güzel görüntüyü yakalayabilmek için. Oysa tüketirken ne kadar acımasız ve eleştirel oluyoruz çoğu zaman.

Çekimi  Şener Şen ve İbrahim’in bir çöl kumulunun arkasında yürüyerek yavaş yavaş gözlerden kaybolması ile tamamladık.

Bu arada çölün ortasında yediğimiz lezzetli Türk yemeklerine değinmeden geçemeyeceğim. Ben susuzluktan serap görecek miyim derken Türkiye’den ayrılarak kendilerine Dubai’de yeni bir yaşam kuran bir çiftin sunduğu catering hizmeti sayesinde çöl açık havada pikniğe dönüştü, hem de lezzetli Türk yemekleri eşliğinde. Gözünü seveyim bizim yemeklerin              Güne klasik İngiliz kahvaltısı ile başlayan çekim ekibi bile ana öğüne gelince Türk yemeklerine hayır diyememiş belli ki.

Evet teşekkürler, tebrikler… Ardından biz Bilge ile bir alışveriş merkezinde yemek yedikten sonra otele döndük. Zaten kendimizi anında uyur bulduk.

Sanki memlekette sokakta insan yok gibiydi, büyük binalar arasında yürüme mesafesi yok ki ortalıkta insan olsun. Alışveriş merkezlerine dolan insanlardaki Birleşmiş Milletler tadındaki  çeşitlilikse Arap Yarımadası’nda bir Avrupa esintisi gibiydi.

Günün sonunda aklıma gelmeyecek ama başıma gelen güzel bir tecrübe, cebimde, kendimi evimde ve yağan güzelim karın içinde buldum.

İnternette rastlayacağınız  Yeteneğe Destek Yaratıcı Ekonomiye Destek projemizin reklam filminin çekimlerinden anılarımı sizlerle paylaşmak istedim.

 

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın