Veri, eskiden tek elden üretiliyordu. Kitap basan yayınevleri, gazete-dergi çıkaran basın kuruluşları ve bunları yayan sayılı dağıtım şirketleri… Bilimsel bilgi de üniversitelerde üretilir ve yine bu binalarda ve kütüphanelerde tüketilirdi. Kaynaklar sınırlı, veriyi üretenler sınırlı, dağıtım kanalları sınırlıydı. ‘Doğru’ bilgiye ‘nasıl ulaşacağınızı bilmek’ gibi bir ihtiyaç yoktu. Mevcut bilgi oradaydı, alır ve kullanırdınız.

İnternet, tüm bunları değiştirdi. Artık herkes yayıncı, her cihaz bir dağıtım kanalı ve her cihaz sahibi de tüketici. Yolların sayısının fazla olmasında sorun yok, bilakis, bu verinin ‘işe yarama’ olanağını artırıyor. Ama o yolda giden araç sayısının sınırsız hale gelmesi, ihtiyaç duyduğumuz aracın hangisi olduğunu ve ona nasıl ulaşacağımızı bulmayı çok zor hale getirdi.

Yol açtığı soruna çözümü kısmen yine internet buluyor: Doğru birkaç kişiyi takip ederseniz, en önemli ve doğru bilgiler, siz takip etmiyor olsanız da, takip ettiklerinizin takip ettikleri sayesinde Twitter’dan size ulaşıyor.

Ama bunlar sizin mutlaka ihtiyaç duyduğunuz değil, gündeme dair bilgiler. Peki siz aradığınız soruya en doğru, en kapsamlı cevabın nerede üretildiğini nasıl bulacaksınız?

İnternet gibi çağ değiştiren yenilikler, bilimin bazı disiplinlerinde gelişmeyi hızlandırıyor. Yapay zeka buna bir örnek. Belki de birkaç nesil içinde alınacak yolu, ihtiyacın daha kritik hale gelmesi nedeniyle, on yıla sığdırmış olabiliriz. Yapay zeka tarafından çözülmesi gereken sorunlar hızla arttığı için, o noktanın ilerletilmesi sürecine katkı koyan insanların sayısı da arttı. Herkes işin bir ucundan tutunca, ilerleme kaçınılmaz.

Geçtiğimiz yıl üretilen veri miktarı, önceki 5000 yılın toplamında üretilene eşit. Ve elbette bunun çok büyük bir yüzdesi çöp bilgiyi ya da dezenformasyonu da içeriyor. Şirketimizden hangi dijital ortamda nasıl bahsedildiğini değerlendirmek için bile yapay zekaya ihtiyacımız var artık. İngilizce konuşuyorsak, bunun insan tarafından yapılabileceği noktayı çoktan geçtik. Türkçe için de aynı noktaya gelmemize çok az kaldı. Çok güvendiğimiz Google’ın bile internetin yalnızca yüzde 68’ini indekslediğini söylediği bir ortamda, gizli köşelerde hakkımızda konuşulanları bulup çıkarmak ancak bilgisayarın yardımıyla yapabileceğimiz bir işlem.

Mühendislik eğitimi alanlar bilir… Sonsuza giden bir eğrinin alanını hesaplamak için, önce o alan büyük dikdörtgenlere ayrılır. Çünkü dikdörtgenin alanını hesaplamak kolaydır. Sonra, o dikdörtgenlerin dışında kalan alana, gittikçe daha küçük dikdörtgenler yerleştirilir. Ta ki, dikdörtgenler eğrinin tamamına yakınını kapsayacak kadar artana dek… Biz internette her gün üretilen bunca içeriği anlamlandırmak konusunda şu anda büyük dikdörtgenleri tarıyoruz. Tanıdığımız sözcükleri, doğal dil işleme teknolojilerini kullanarak anlamlandırıyoruz. Sonra sıra daha küçüklerine gelecek, konuları bağlamına göre değerlendireceğiz, ‘sarkazm’ içeren ifadeleri tespit edebileceğiz, hatta bir kişinin paylaştıklarından, onun gelecekteki davranışlarını öngörecek veriler elde edebileceğiz.

Şimdiden Twitter kullanıcıların ruh halini ortaya koyan araştırmalar (http://bit.ly/ptOCfT), veya paylaştığınız konulara göre profilinizi analiz eden uygulamalar (http://bit.ly/r1tAPe) hayata geçmeye başladı. Bu tür çalışmalar yakın zamanda pazarlama, ürün geliştirme ve psikolojinin vazgeçilmezi haline gelecek. İnsan beyninin haritasını çıkarmak, insanların sosyal medya varlığı sayesinde, hiç olmadığı kadar gerçekçi bir hedef.

Veriler orada hazır… Toplanmayı, analiz edilmeyi ve yorumlanmayı bekliyor. Yapay zekanın nüveleri niteliğindeki doğru algoritmaları üretenler, ‘verinin hakimleri’ olarak vazgeçilmez olacak.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın