Teknolojinin hayatımıza etkisi malum. O meşhur reklam filmi gerçek oldu: “Her şey parmağımızın ucunda!” Bu o derece büyük bir etki ki teknolojinin nimetlerinden yararlanmayan sektör yok. Ordu ve tıp zaten bu işin öncüsü. Mühendislik, mimarlık bir tıklık mesafede. Mahkemeler sanal alemden kayıt alıyor, bankalar en sıkı internet kullanıcısı, eğlence endüstrisi ise artık hangi yenilikler peşinde, insan duymaya korkuyor…

Peki ya spor? Teknoloji bu oyunları nasıl etkiliyor? Zenginleştiriyor mu, yoksa devalüe mi ediyor? Tüketiyor mu, yoksa yeniden mi üretiyor? Bu soruları zıtlıklar üzerine kurarak soruyorum, çünkü hakikaten işin iki temel cephesi var.

Şunu reddedemeyiz. Teknoloji belki de en çok da spor üzerinden kendini gösteriyor. Bütün yeni televizyonların dünya kupaları öncesinde çıkması boşa değil. Düşünün renkli televizyonlara geçişin tarihi bile neredeyse futbolla başlıyor. İnternette en fazla tıklanan siteler içinde her zaman spor siteleri başa oynuyor. Futbol fenomenlerinin twitter’daki takipçi sayısı en önemli siyasetçilerden fazla. Bilgisayar oyunlarında spor başlı başına bir sektör. Mobil telefonlardaki spor uygulamaları milyonlarca kez indiriliyor. Bütün kulüpler ‘online’, bütün seyirciler ‘arkadaş’, bütün sporcular ‘connected’, bütün spor alanları dijital dünyanın emrinde.

Bunda eleştirilecek pek çok şey bulabiliriz. Tüketim endüstrisinin kalıpları en çok da teknoloji alanında üretiliyor. Her şeyi değersizleştiren bir dünyanın parçası olarak çalışıyorlar. İşin saflığı kayboluyor vesaire vesaire. Açık konuşalım, bir yandan da bu işin nimetlerine bayılmıyor değiliz.  Aynı anda iki ekranda maç izliyor, twitter’da yorumları takip ediyor, maçın canlı istatistikleriyle kendi yorumumuzu yapıyor, dev ekranlarımızda maçları izleyip bloglarımıza yazılara yazabiliyoruz. Çok değil bundan sadece 20 yıl önce, ‘bitmeden alalım’ diye her gün gazete-dergi bayilerine uğradığımız dergileri baskıdan önce okuyoruz artık. Hadi o günler çok eskide kaldı. Dergiler bile tablete, hem de farklı şekillerle sığıyor artık. Ama mobil uygulamalarla, tabletlerle sadece birkaç sene öncesi bile asırlar öncesi gibi geliyor. Minnacık cep telefonumuzdan maç izlemeyi geçtim, geriye alıp, tekrar izleyip, istediğimiz gibi abartabiliyoruz. Gidişat öyle ki, yakında hologramlarla maç izleyeceğiz ve belki de anlık istatistikler ekranımızda akacak. Bunlar hayal falan değil artık. Boşa değil Tivibu gibi platformlar artık ayrı spor kanalları kuruyor, ayrı içerik sunuyor. Çok yakında belki de televizyona bile bakmadan izlemediğimiz spor kalmayacak. Hem de aynı anda ne kadar şey varsa…  Tüm dünya ayaklarımızın altında, tüm sporlar bir tık ötede. Rüya gibi…

Ama öte yandan da, teknoloji ne yaparsa yapsın, spor alanına bir yere kadar nüfuz edebiliyor. Misal futbol oyun kurallarında neredeyse yüzyıldır bir değişiklik yok. Alt tarafı bir gol çizgisi teknolojisini bile futbola sokalım mı, sokmayalım mı diye 10 yıldır tartışıyoruz. Hakem kararları futbolda hiçbir şekilde ekranlara ve tekrar yayınlara feda edilmiyor. Teknolojiyle en çok haşır neşir olan basketbolda bile, TV ekranları sadece son saniye kararlarıyla ilgili devreye giriyor. Futbol, basketbol, tenis, voleybol, atletizm vs. Hepsi teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanıyorlar, ama teknolojiyi asla oyun alanının içine sokmuyorlar. Kimse hakemler yerine robotlar olsun demiyor. Motorsporları bile insani yarışı yüceltmek için her türlü yeniliğe karşı mesafeli duruyor ve sınırlamalar getiriyor.

Formalar teknolojinin eseri, toplar teknolojinin eseri, ayakkabılar teknolojinin eseri, futbolcuların performansları bile teknolojinin kıskacında ama oyunun kendisi hep uzak duruyor.

Bu işte bir keramet olsa gerek, değil mi? Var nitekim. Çünkü herkes şunu çok iyi biliyor: Oyun ne kadar dijitalize, ne kadar elektronize edilirse edilsin en saf oyun haliyle kalmadıkça saflığını ve çekiciliğini yitiriyor. İçinde insan faktörü her zaman başrol oynamadıkça hiçbir spor dalı keyif vermiyor. Hakem hataları, sporcu performansları, hatta topun yuvarlaklığı bile bize bir bilinmezlik öneriyor ve biz her zaman buna tav oluyoruz. Birler ve sıfırlardan ibaret bir bilgisayar problemi değil, gerçek hayatta karşılığı olan bir oyun istiyoruz. Bu yüzden insanilik, bilinmezlik, hatalar hep oyunun bir parçası olarak kalıyor. Kalıyor ki ilgi hep canlı kalsın.

Evet her şey teknolojik artık. Bir tenisçinin servis hızından, göbekli şişman bir adamın evde kaç kalori yaktığına kadar her şeyi ölçüyoruz. İnternet özgürlük tanımlarımıza giriyor. Spor teknolojiyle güzelleşiyor, daha da seyirlik hale geliyor. Bundan kimsenin şikayeti olamaz. Aynı anda 5 ekranda olimpiyat takip eden, her hafta mobil telefonu, bilgisayarı, tableti ve televizyonuyla evde spor takip eden biri olarak söylüyorum bunları. Teknoloji hoş gelsin, sefa gelsin. Ama anlaşalım: Oyuna müdahale etmek yok. Spor sahası sadece insanlara ve insani olan şeylere açık. Zaten teknoloji dünyası da bunu iyi biliyor olmalı ki, hiç hedefine saha-içini koymuyor. Mutlu beraberlik işte ancak böyle kuruluyor!

Bağış Erten hakkında

1973 Ankara doğumlu. 1998′de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde Yakın Tarih yüksek lisansını tamamladı ve iki yıl araştırma görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra İletişim Yayınları’nda editörlük yaptı. Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce ansiklopedisinin yayın sekreteriydi. 10 senedir spor yazarlığı, yöneticiliği ve  yorumculuğu yapıyor.

Halen Radikal Gazetesi’nde yazar, Tamsaha dergisinde editör, Ntvspor’da yorumcu ve Eurosport Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışıyor. Aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi’nde Spor İletişimi Sertifika Programı’nda koordinatörlük yapıyor.

 

 

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın