3 Mayıs’ta Dijitalage tarafından düzenlenen “Sosyal medyayı “etkili” kullanabiliyor musunuz?” seminerine katıldım. Sosyal medya danışmanı Richard Stacy tarafından verilen seminerden önemli bulduğum bazı konuları sizlerle paylaşmak istedim.
Stratejik olarak sosyal medya nasıl kullanılmalı ya da kullanılmamalı?

Sosyal medyayla ilgili birçok şeyin cevabını hâlâ kimse bilmiyor. Önümüzde zaman içinde yaşayarak anlayacağımız çok şey var. Hiçbir şey olmayabilir ama çok şey de olabilir

Kurumlar, sosyal medya için büyük bir zaman, ayrıca para ayırıyorlar. İletişim ve pazarlamanın yeni kurallarını bu yeni mecrada kullanıyorlar.

Gartner Hype Cycle:

Grafikte göreceğiniz yolculuktan neredeyse bütün şirketler geçiyor diyebiliriz.

Eğiriyi incelediğimizde ilk başta “şişirilmiş beklentiler”’in söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Kurumlar takipçi ve like sayılarını artırmak için çalıştıkları bir yolculuğa çıkıyorlar. Bir süre sonra bir anda nereye gittiklerini anlamak için duruyorlar ve durma-bakma-dinleme aşamasına geçiyorlar. Dinlemeye başladıkları anda da sosyal medyanın sahip olunan bir yer değil, ortak bir alan ve davranışların yeri olduğunu fark ediyorlar. Bu noktada mecradaki iletişim stratejilerini değiştirmeye başlıyor ve yeni stratejilerilerini davranışlara dayandırıyorlar.

Örneğin, web sitesi ve facebook sayfalarını ele alalım. Web sitesinde iletmek istediğimiz mesaja odaklanırken, Facebook’ta diyalog yaratmaya odaklanıyoruz. Facebook’ta bir gruba dahil olduğumuz için başarı davranışı iyi analiz etmeye ve buna uygun şekilde hitap etmeye dayanıyor. Değer, sohbetlere katılmaktan geçiyor. Bu durumda aslında aynı kişilerin farklı platformlarda farklı ihtiyaçlar gösterdiğini de söyleyebiliriz.

Geleneksel medya ve sosyal medya:

Matbaanın bulunmasıyla bilgi basılı hale geldi. Ancak baskı maliyetliydi, hâlâ da öyle. Televizyonda bir program yaratmak yüksek maliyetler gerektiriyor. Bu durum kurumsallaşmayı ve kitlesel içerik üretmeyi getirdi. Fakat sosyal medyayla içerik serbestleşti ve daha küçük gruplar için içerik yaratılmaya başlandı.

Sosyal medyayı bir kamp ateşi etrafında toplanan birbirini tanıyan veya gerçek ya da potansiyel olarak bağlantı kuran küçük bir insan grubuna, geleneksel medyayı ise havai fişek gösterisini seyreden yüksek sayıda bir insan topluluğuna benzetebiliriz. Bir kamp ateşi etrafında 1.000 kişiyi toplayamazsınız. Oysa geleneksel medyayla binlerce kişi bir araya gelebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kamp ateşi içinde havai fişek patlatmamak. O zaman tehlikeyle karşı karşıyasınız demektir.

Sosyal medyada belirli bir zamandaki davranışı yorumluyoruz. Yapılan hedeflemelerde o davranışları baz alıyoruz. Ancak geleneksel medyada insanların kim olduğuna bakıyoruz. Sosyal medyada hedefleme davranışa göre yapılıyor ise, davranış değişirse, davranışlara göre markanın tutumu da değişecektir. Mecra aslında uzun, sürdürülebilir bir marka ilişkisini doğası itibarıyla istemiyor. Sosyal medya gerçek zaman ağırlıklı bir mecra olarak karşımıza çıkıyor.

Başarılı bir sosyal medya stratejisi hikaye anlatmayı bilmeye dayanıyor. Geleneksel medyadan farklı olarak tek yönlü hikaye anlatımından dinamik hikaye anlatımına geçiş söz konsu.

Buzul çağında hayvanlar üşüyorlar mıydı? Hayır… Kürkleri soğuk ortama onları adapte ediyordu. Bizim de bu yeni şartlarda değişikliğe adapte olmamız gerekiyor. Geleneksel ve sosyal medya arasında uyarlama yapılabilir ama aradaki geçiş dengesini çok iyi korumak gerekiyor.

Dijital dünyayı gözlemlemek..

Sosyal medyayla şirketler artık kullanıcıların markaları hakkında söylediklerini 7/24 gözlemleyebiliyorlar. Bu, sosyal medyanın markalara bir anlamda vermiş olduğu bir ödül. Tüketicinizi dinlemeye başlayınca bundan elde edilecek akıl gerçekten çok değerli. Günümüzde şirketler artık akıllı bir kişiye sosyal medyayı izletiyor. İzlenenimlere dayalı hazırlanan raporların üst yönetimle paylaşılmasıyla da şirketler artık pazar araştırması yapmaya gerek duymuyor. Sosyal medya, iş insanları da sürece dahil olduğunda işe yarayan bir mecra.

Sosyal medyayla birlikte topluluk artık yeni birey. Bireyler markalarla etkileşimlerini yönetecek topluluklar kurmak istiyorlar. “Benim parçası olduğum topluluğu anlamalısın” kavramı karşımıza çıkıyor. Topluluk bireyi olduğundan daha güçlü kılıyor. Topluluk oluşturma eylemi yeni mecranın ayırıcı özelliği…

Bu mecrada hikaye üçgenine dikkat etmek gerekiyor. Kurumsal hikayenden güç alıp, tutarlı taktiksel hikayeye dönüştürmek önem taşıyor. Artık kurumsal DJ’ler var diyebiliriz. Daha önceden üretilmiş içerikleri yani CD’leri sosyal medya kullanıcıları için çalışıyorlar. Dinleyip doğru yorumlayıp, doğru cevap vermeye çalışıyorlar.

Sosyal medyada yapılması gereken en önemli işlerden biri gerçekten dinlemeye başlamak. Dinlemeye başla, her çalışmanda davranışı ön planda tut, hikayeni oluştur ve dinlemeye devam et… Geleneksel kampanyalar büyük araba, sosyal medya ise arabanın güçlü çalışmasını ve ilerlemesini sağlayan motor. Unutmamamız gereken de gösterge tablomuzun “İnsanlar ne düşünüyor?” sorusu olduğu…..

  1. Vedat LEVENT
    7 May 2012 11:23 am

    :) katılıyorum

Yorum Yapın