Milli Eğitim Bakanlığı’nın her öğrenciye bir tablet bilgisayar verme projesi olan FATİH, şu sıralarda sektörde en çok konuşulan konuları başında geliyor. Nasıl konuşulmasın ki? FATİH projesinin yaratacağı pazarın büyüklüğü hiç de küçümsenecek gibi değil.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 12 Haziran seçimlerinde vatandaşlara verdiği önemli vaatlerden biri olan FATİH projesi kapsamında, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın açıkladığına göre, 650 bin okulda öğrencilere ücretsiz tablet bilgisayar dağıtılacak. Ayrıca bütün sınıflama kablolama yapılacak, akıllı tahta, tarayıcı ve yazıcılar kurulacak.

Yine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün beyanatlarına göre, bu projenin hayata geçirilme sürecinde oluşacak sektörün büyüklüğü 7,5 milyar dolar. Devlet Planlama Teşkilatı Bilgi Toplumu Dairesi tarafından derlenen verilere göre, 2011 yılında kamu bilişim harcamaları içinde ayrılan en yüksek pay 496 milyon TL ile FATİH projesinin oldu. Bu rakamlar, projenin büyüklüğü hakkında fikir veriyor.

Proje hem hizmet edeceği amaç, hem de Türkiye bilişim sektörü için ekonomik hareketlilik yaratması için çok yerinde. Şirketlere yerli üretim şartı getirileceği şeklindeki beyanatlara bakınca, (her ne kadar yerli üretim mümkün değil, ancak montaj mümkünse de) sektörün bilgi birikimine katkı sağlaması için bu şartı yararlı buluyorum.

Yerli üretim şartını yerine getirmek için şirketler, tablet bilgisayarı oluşturmak için gereken hemen hemen tüm parçaları ithal edip, Türkiye’de monte edecek ve bu ürünleri de üretim olarak kayda geçecekler. Bu yöntem, şimdilik yetersiz gibi gözükse de, eğer devamı gelecekse, yerli parça sayısı kademe kademe artırılacaksa, bunun iyi bir başlangıç olduğunu düşünebiliriz. Bu arada bu süreçte oluşan bilgi birikimini de kâr hanesine yazmak gerekir.

FATİH projesinde haklı olarak eleştirilen bir yön de, işin başından cihaza odaklanılmış olunması. Hem kamu, hem de özel sektör tarafında her öğrenciye tablet bilgisayar verilmesiyle bu proje hayata geçecekmiş gibi bir tavır ve cihaza odaklanmışlık var. Oysa tam tersine, önce içerikten yola çıkılması, cihazın sonraki aşamada düşünülmesi gerekiyor. Her öğrenciye birer tablet vermek, eğer dijital müfredatınız hazır değilse, o cihazları bir oyun makinesinden farksız yapacaktır.

Öncelikle, tüm müfredatın, ders kitaplarının elektronik ortama taşınması ve bu mecraya uygun interaktif nitelikte içerikler oluşturulması gerekiyor. Sonrasında bu içeriklere öğrencilerin hangi şirketin ürettiği, hangi işletim sistemini kullanan cihazla eriştiği çok da önemli değil. Sorun yaşamamak için en başından içerikleri, en çok kullanılan işletim sistemlerinde kullanılabilecek şekilde, platform bağımsız geliştirmek gerekiyor.

Bunun çok büyük bir proje olduğu, tek bir şirketin üstesinden gelmesinin güçlüğü, hem de bu proje kapsamında oluşacak kaynağın Türkiye’deki farklı şirketlere de dağıtılması amacıyla, birden fazla şirketin bu işte görev alacağı şimdiden görülüyor. Bu nedenle, hem bugün hem de yarın, projenin sürdürülebilir olması, üretilen içeriklerin, her platformdan, her cihazdan erişilebilir olması hayati bir zorunluluk haline geliyor.

  1. özgür incel
    6 Eki 2011 11:01 am

    Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın açıkladığına göre, —650 bin okulda— öğrencilere ücretsiz tablet bilgisayar dağıtılacak.

  2. Fatih Gedikli
    6 Eki 2011 11:03 am

    kesinlikle çok doğru bir yazı. Aynı şekilde http://www.webrazzi.com/2011/09/26/fatih-projesi-diger-yuzu/ makalesi de oldukça önemli

Yorum Yapın