Bilgisayar oyunu meraklıları, günümüzde tüketici eklektroniği şirketlerinin göz ardı edemeyeceği bir kitledir. Çevrenizde 7’den 70’e her yaş grubundan oyun meraklılarına rastlayabilirsiniz. Aralarında daha okuma-yazma öğrenmeden bilgisayarla tanışan oyun meraklıları olduğu gibi, 40 yaşından sonra bilgisayar kullanmayı öğrenenler de vardır. Hepsinin ortak noktası ise bilgisayar oyunlarını çok sevmeleri ve bu alandaki gelişmeleri yakından takip ederek, kendi aralarında sürekli iletişim halinde olmalarıdır.

1980’lerde bilgisayarlar evlere girip kişisel bilgisayar sahibi olma kavramıyla tanıştığımızda, bilgisayar üzerinde oyun oynama alışkanlığı da doğmaya başladı. Hatta o dönemde bazı evlere sadece oyun oynamak için Commodore 64 gibi bilgisayarlar alınıyordu (aslında durum şimdi de pek farklı değil). Evlerde bilgisayar yokken video oyunları, çeşitli oyun salonlarında sıra sıra dizili, buzdolabı büyüklüğünde oyun makinelerinde oynanıyordu. Bu makinelerin joystick’leri, ekranları ve belli bir süre –mesela bir seans- oyun oynayabileceğiniz jetonlu bir çalışma sistemleri vardı. Oyun salonuna bir arkadaşınızla gitseniz bile arkadaşınızla değil, makineyle oyun oynardınız. Çünkü oyunların çoğu iki insan arasında değil, insan ile bilgisayar arasındaydı.

Teknoloji, video oyunlarını makinelerden kişisel bilgisayarlara taşımış olsa da, bilgisayar oyunları bir süre daha “makineye karşı insan” olarak oynandı. Birden fazla oyuncunun birbirine karşı aynı oyunu oynayabilmesi için biraz daha zaman geçmesi gerekti. Daha yetenekli bilgisayarlar, birden fazla kumanda aleti ve daha karmaşık bir oyun yazılımı gerekiyordu. Teknoloji, bu ihtiyaçlara teker teker cevap verdi. Hatta oyun keyfini artırmak için küçük bilgisayar ekranı yerine televizyona bağlanabilen, kanepenize rahatça oturup oynayabileceğiniz cihazlar piyasaya sürüldü. Bu cihazlar o kadar sevildi ki, sürekli daha üstün özelliklerle donatılan yeni modelleri çıkıyor. Aralarında Sony’nin  satışa sürdüğü Playstation, çok popüler oldu ve bugün evlerde televizyona bağlanan oyun cihazlarına çoğu kişi hala marka gözetmeden “playstation” der. 

Bilgisayar oyunları her yaşta eğlencelidir.  Bu nedenle çocuklar büyüyünce arabayla ya da Action Man ile oynamayı bırakır ama bilgisayarla oynamayı bırakmaz. Özellikle aynı oyunu arkadaşlarla oynamak ve karşılıklı rekabet içinde olmak, hem sosyal bir eylem hem de hobi olarak sürdürülür. İnternetin yaygınlaştığı 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren, iki ya da daha çok kişinin aynı oyunu oynayabilmesi için internete bağlı olmaları yeterli hale geldi. Böylece çevrim içi oyun (online gaming) alışkanlığı da doğdu.

Birden fazla kisiyle oynanan oyunlarda oyuncunun bir karaktere bürünmesi –tercihen hayal ürünü bir karakter- oyunu daha fantastik hale getirir. FRP adıyla bilinen fantastic role playing (fantastik rol yapma) oyunları bilgisayar ortamına taşınmasıyla bu oyunlarda eğlencenin derecesi hayli arttı. Kral, büyücü, şövalye veya fantastik edebiyatta adı geçen pek çok karakter arasından birini seçmek -ya da yepyeni bir karakter yaratmak- hayal ürünü bir dünyaya yolculuk olanağı verir. Oyun geliştiren şirketlerin üç boyutlu görüntü ve animasyon teknolojilerindeki gelişmeleri oyunlara aktarmaları da, bu hayal ürünü dünyaların görsel olarak son derece zengin olmasını sağlıyor. FRP oyunlarının internete bağlı bilgisayarlar aracılığıyla oynanabilmesi, oyuncuların sadece kendi arkadaşlarıyla değil, o anda çevrim içi herhangi bir oyuncuyla karşılıklı oyun oynayabilmesine olanak veriyor. Hatta oyunlardan bazılarında ses/video sistemi aracılığıyla diğer oyuncularla konuşmak da mümkün. Bu yarı sanal yarı gerçek eğlence her zaman bedava değil: Örneğin dünya genelinde en popüler oyunlardan biri olan World of Warcraft, kullanıcılarından aylık ücret alıyor.

Oyun endüstrisi, bilgisayar ve internet teknolojilerinden yararlandığı kadar, sinema ve sanal gerçeklik (virtual reality) alanındaki yeniliklerden de yararlanıyor. Örneğin oyun konsolu üreticisi Nintendo’nun birkaç yıl önce çıkardığı Wii, oyuncunun gerçek hareketlerini oyuna taşıyabiliyor, böylece oyunlarda başarılı olmak için gerçekte kayarken ya da tenis oynarken yaptığınız hareketleri yapmanız gerekiyor. Sinemada kullanılan yüksek çözünürlük (HD) ve 3 boyut etkisi (3D), yeni nesil oyunlarda da kullanılıyor. Amaç, sanal gerçekliği artırarak oyundan alınan keyfi artırmak, oyuncuya daha fazla eğlence sunmak. Bakalım önümüzdeki günler bize neler gösterecek…

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın