Kurumsal sosyal sorumluluk ilk telaffuz edilmeye başladığı günlerden bu yana sürekli anlam değiştirdi, evrimleşti ve günün ihtiyaçları doğrultusunda şekillendi. Özellikle 60’lı yıllarda yaşanan “kültürel reform” ve anti-emperyalist mücadele ortamı toplumun var olan düzen yapılarını güçlü bir sorgulamaya başlamasına sebep oldu. Hissedarların beklentilerine göre sınırları çizilmiş bir kapitalist dünyada yaşayan şirketler müşterilerinden, çalışanlarından, içinde bulundukları coğrafyada yaşayan topluluklardan ve devletlerden güçlü beklentiler duymaya başladı.

Özel sektörün bu beklentileri yönetebilme ihtiyacı, öncelikli olarak paydaş kavramının tanımlanmasına sebep olmuş ve KSS, hissedardan öte bir paydaş beklentisi yönetim modeli olarak ortaya çıkmıştır. Paydaş beklentilerinin çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, KSS bir şirketin tüm iş süreçlerinin içine entegre edilmesi gereken önemli bir politika aracı olmuştur.

İyi bir KSS politikası şirkete özeldir, başkasından alıntı yapılamaz ve birbirine benzemez. Bir şirketi diğerlerinden farklılaştıran tüm unsurların içinde yer alır ve bunu güçlendirir. Doğru planlanmış bir KSS politikası şirkete rekabet avantajı kazandırır. Şirketin toplumla bütünleşmesini sağlar, itibar ve marka güvenirliliğini güçlendirir ve çalışan bağlılığını artırır.

Yönetimin KSS’deki duruşu ve yaklaşımı çok önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir.  İyi bir yönetim KSS’yi mutlaka bilir ve tüm karar süreçlerinde göz önünde bulundurur. Paydaşlarla sürekli bir diyalog içinde bulunmak,  kuruma ve operasyonlarına karşı olan beklentileri doğru tespit edebilmek ve bu beklentileri iyi yönetebilmek için gerekli bir unsurdur.

KSS bir paydaş beklenti yönetim biçimiyse, bu paydaşların en başında çalışanlar gelir. Çalışan katılımı ile yürütülen bir KSS programıyla şirketlerin iş süreçlerinin daha verimli olduğu çeşitli araştırmalarla ispatlanmıştır. Bunu başarıyla uygulayan şirketlerde çalışanların kuruma daha bağlı hale geldiği ve daha iyi ücretle başka şirkete geçmeyi reddettiği bilinmektedir.

Bununla birlikte, her şirketin dikkat etmesi gereken bazı temel prensipler bulunuyor. Bu prensipleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Etki alanı ve ötesine ulaşmak: Bir kurumun sadece kendi çalışanlarının motivasyonu için uyguladığı bir gönüllülük programı yeterli değildir. Çevre yönetimi konusunda gösterdiği hassasiyet neredeyse artık bir zorunluluktur ve dahasını planlamak gerekir. Kaliteyi iyileştirmek, toplumun her kesimini kapsayıcı bir iş modeli gerçekleştirmek ya da eğitime, spora, sağlığa destek olmak önemlidir ama yetmez. İyi bir KSS politikasına sahip bir şirket iç deneyimlerini başkalarıyla paylaşır, tedarikçilerini kendisiyle aynı seviyeye çıkartmaya çalışır, sektöründe öncülük eder, eşitlikçi, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomi için kamu düzenlemelerine önerilerde bulunur, uygulamada üzerine düşen sorumlulukları yerine getirir.

2. Şeffaf ve hesap verebilir olmak: 10 yıl önce neredeyse hiçbir şirket sürdürülebilirlik raporu yayınlamazken günümüzde binlerce şirket düzenli olarak her yıl rapor üretiyor ve paylaşıyor (Corporateregister.com’da onbinden fazla şirketin raporları bulunuyor). Neredeyse tüm şirketlerin web sitelerinde KSS yaklaşımlarını görebiliyoruz. Bazı şirketler paydaş diyalog toplantıları düzenliyor, hem beklentileri dinliyor hem kendini anlatma şansı yakalıyor.  Şeffaflık ve ifşaat olmadan KSS’den bahsetmek mümkün değildir.

3. Ekonomik ve sosyal performansı bütünleştirmek: Şirketlerin temel amacı kardır yaklaşımı ekonomik performans uğruna sosyal sorumluluklardan taviz verilebileceği anlamına gelmez. Aksine, KSS şirketin karlılığını olumlu ölçüde etkiler. Daha doğrusu, bir KSS politikasının ne kadar doğru olduğunu ölçümlemede kullanılan göstergelerden biri de şirkete olan çeşitli kazanımları ve bu kazanımların doğuracağı rekabet avantajı olmalıdır. Bir KSS çalışmasından maddi bir kazanç beklenemese de, uzun vadede şirketin itibarını, marka değerini ve pazardaki konumunu güçlendirir. Ekonomik ve sosyal performans iç içe düşünülmelidir. En başta, yatırımların oluşturacağı ekonomik, sosyal ve çevresel etkiler aynı anda hesaplanmalı ve operasyonlar sırasında bu etkiler sürekli olarak iyileştirilmeye çalışılmalıdır.

4. Ortak değer oluşturmak: Şirketlerin tek başlarına kendi etkilerini yönetmesi, içinde bulundukları toplumun temel kalkınma sorunlarını çözmeye yeterli olmayacaktır. Toplum refahını iyileştirmek için kolektif bir mücadele gerekiyor.

Şirketler, paydaşları ve pazarı oluşturan tüm oyuncularla ortak bir akıl içinde hareket ederek, operasyonları ile toplumsal gelişime katkıda bulunabilirler. Şirketler, dış etkilerin yönlendirmesi/baskısı altında kısa vadede kişisel menfaat sağlayan KSS yatırımlarında bulunmamalı, aksine uzun vadede toplumu olumlu yönde geliştirmeye ve toplumsal refahı maksimize etmeye dönük çabaların içinde yer almalıdır. Şirketler toplum ve iş dünyasını bir araya getirmek için öncü rol üstlenmelidir. Ekonomik değer, toplumun gerçek ihtiyaçlarına ve zorluklarına çözüm getirecek şekilde oluşturulmalıdır. İş dünyası şirket performansını ölçümlemede toplumsal ilerlemeyi göz önüne almalıdır.

Hansın Doğan Hakkında

Hansın Doğan halen UNDP İstanbul ofisinin yöneticisidir. Özel sektörde sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk bilincinin yaygınlaşması için çeşitli çalışmalar yürütmektedir ve Birleşmiş Milletler bünyesinde birçok küresel ve yerel girişimi başlatmıştır. Birçok şirket için kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları geliştirmiş ve yönetmiştir. Türkiye’de Küresel İlkeler Sözleşmesi Ulusal Ağı’nı kurmuş ve temsilciliğini yapmıştır.

Birleşmiş Milletler bünyesinde Türkiye’de ve uluslararası alanda yürüttüğü 13 yıllık görevinden önce A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde insan hakları alanında 6 yıllık bir hizmeti, öncesinde ise bilişim sektöründe 5 yıllık bir çalışma deneyimi bulunan Hansın Doğan, yerli ve yabancı birçok kurum için danışmanlık yapmıştır. KSS Türkiye İstanbul şube başkanlığı yürütmüş olan Hansın Doğan aynı zamanda Yönetim Danışmanları Derneği üyesidir.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü’nü bitirmiş, Bilkent MBA bölümünde bir yıl okuduktan sonra İngiltere Exeter Üniversitesi’nde Avrupa çalışmaları üzerine yüksek lisans yapmıştır. Kanada, Fransa ve Yunanistan’da çeşitli okullarda lisans sonrası eğitimine devam etmiştir.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın