Geçmişte otomobilin içine daha fazla hava girsin diye kelebek camını açan sürücü, şimdilerde klima içeriyi daha iyi soğutsun diye tüm camları sıkı sıkıya kapatan sürücüden daha mı mutsuzdu diye düşünmeden edemiyorum. Ya da eskiden daha iyi müzik dinlemek uğruna otomobiline radyo/kasetçalar taktıran ve kaset sardığında hemen oracıkta kalem bulmaya çalışan sürücü, şimdilerde akıllı telefonunu aracına bağlayıp yüzlerce şarkı arasında kararsız kalandan daha mı “ezik”ti bilemiyorum…

Bildiğim bir şey varsa, teknolojinin tüm nimetleri, yukarıda saydığım tüm sürücüler için geliştirildi, geliştiriliyor. O dönemde kelebek camıyla serinleyemeyenler için klima, klimayı ikide bir ayarlamaktan bıkanlar için de tam otomatik olanı geliştirildi. “Kaset sarması”ndan şikayet edene CD, CD taşımaktan bıkan için de MP3 çalar ve diğerleri…

Gerçek şu ki, gelişen teknolojinin nimetlerini “sonuna kadar” kullanan sektörlerden biri varsa, o da otomotivdir. Bunun nedeni de, kuşkusuz tüketiciler, sürücülerdir. Daha doğrusu, onların sürekli bitmez tükenmez talep ve dilekleri… Sonuçta insanların büyük bir bölümü, kullandıkları otomobilleri hatta kamyonları evleri ya da kendilerine ait bir alan olarak gördüklerinden, günlük hayatlarına giren her bir teknolojiyi bu “alan”larda da bulmak istediler. Otomotiv üreticileri de, bunu onlara “fazlasıyla” verdi zaten.

‘Bakın, bunu da ekledik!’

Günlük hayatında buzdolabı ya da klima kullanmaya alışan bir tüketici, benzer özellikleri aracında da talep etti. Sonuçta araçlara klima sistemi konulurken, “soğutmalı torpido gözü” kavramıyla ufak bir buzdolabı havası yaratıldı. Evde sürekli gelişen ve değişen müzik sistemleri, araçlara da taşındı. Çünkü evinde CD çalmaya başlayan, MP3 çalarla yürüyüşe çıkan tüketici, bunları aracında da dinlemek istedi, oldu.

Ancak özellikle otomobillerde bu teknoloji yarışı, biraz daha hızlı ve kapsamlı oldu. Kablosuz uzaktan kumandalı TV moda olurken, birkaç yıl sonra gaz pedalıyla motor arasında “kablosuz iletişim” başladı. Motorun bir “beyni” olduğunu muhtemelen servislere gittiğimizde öğrendik. Eskiden daha kısa sürede durabilmek için pompaladığımız fren pedalının ABS ile bu işi kendi başına ve daha hızlı yaptığını keşfettik. Virajlarda yaptığımız hataları düzelten ESP ile kimi zaman rahat bir “Ohh” çektik.

Ama yetti mi? Elbette hayır. Otomotiv üreticileri, son 10 yıldır her bir model tanıtımında “Bakın, otomobillerimize bunu da ekledik!” diye çıkageliyor karşımıza. Araçlarımızdaki teknolojilerin kısaltmalarını ezberlemek için, neredeyse okulda sözlü sınava çalıştığımız dönemlere geri döndük. Araçların kullanım kitapçıkları, “resimli ansiklopedi” halini almakla kalmadı, bir de cilt sayıları arttı.

‘Vazgeçmem keyfimden!’

Artık şimdilerde olayın boyutu daha da farklılaşmış durumda. İlk başlarda Formula 1 araçlarında kullanılan ve motorların tüm bilgilerinin uzaktan izlenebilmesini sağlayan “Telemetri”, bizim araçlarımızın da hayatını kurtarır oldu. Sistem, her ne kadar tartışılsa da, özellikle ağır ticari araçlara “uzaktan servis” yöntemiyle müdahale olanağı tanıdı. Hatta çalınan araçların GPS aracılığıyla izlenmesi, gerektiğinde tüm sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi de mümkün oldu.

Yine aynı GPS, “navigasyon” kullanıp harita çözmekten ya da adres sormaktan kurtulmamızı sağlarken, navigasyon ekranlarımız birer “tablet bilgisayar”a dönüştü. Yorulduğunuzu fark eden, dikkatinizin dağıldığını anlayan, kaza yapacağınızı sezinleyip gerektiğinde fren de yapan, trafik işaretlerini okuyup, hız sınırlarına uyan, siz isterseniz “kendi kendine park eden” otomobillerle karşı karşıyayız artık. Ve, bir sonraki aşama da yaklaşıyor giderek: Gerektiğinde otomobili de kullanabilen “otonom” araçlar…

Tüm bunları alt alta koyduğunuz zaman bile, aslında otomobillerimizde bile teknolojiye teslim olmaya başladığımızı görmemiz mümkün. Zaten bunu da bizler istememiş miydik?

Mesela evdeyken tablet bilgisayarından işlerini halledememiş bir sürücü, alelacele çıkıp aracının direksiyonuna oturduğunda kaldığı yerden devam etmeyi dilemişti… Gerçekleşti de. İnternet bağlantılı ya da akıllı telefonlarla uyumlu sistemlere sahip otomobiller, “sesli komutlarla” e-postalarınıza da bakıyor, rehberden numarayı bulup telefonla konuşma imkanı da sunuyor. Şimdilerde akıllı telefonlardaki pek çok işlevin, otomobillerde de yapılabilmesi için üreticileri yarış içine girdi. Her bir marka, iOS ya da Android işletim sistemlerinden birisini araçlarına monte edebilmek için telefon üreticileri, teknoloji şirketleri ya da arama motorlarıyla işbirliği anlaşmaları imzalıyor. Amaç, akıllı telefonların hemen tüm fonksiyonlarını, otomobil içinde de aktif ve kullanılabilir hale getirmek. Hatta, bu sayede, otomobillere de bazı özellikler katabilmek.

Sonuç olarak tekrar etmekte fayda var. Kullandığınız ya da satın almayı düşündüğünüz yeni otomobiller, babalarınızın ya da dedelerinizinkilerden çok daha farklı. Günümüzdekilere resmen “akıl küpü” desek yeridir. Ancak ortaya şöyle bir merak konusu çıkmıyor da değil: Otomobilleri artık gerçekten biz mi kullanıyoruz?

Levent Köprülü hakkında

Mersin Dumlupınar Lisesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İngilizce Basın-Yayın Bölümü’nden mezun oldu. Kısa bir süre Tempo dergisinde çalıştıktan sonra 1992’de Milliyet Dış Haberler’e geçti. Dış Haberler Müdür Yardımcılığı ve Milliyet Yurt Dışı Baskıları Şefi görevlerinde bulundu. Bu arada otomobillere olan  sevgisini, “Milliyet Pazar” gazetesinde başladığı ve daha sonra Milliyet Ekonomi sayfalarına taşıdığı “Otokolik” köşesiyle sürdürdü. Halen bir yandan otomotiv sektörünü izlerken, diğer yandan da “Milliyet Pazar” ekinde otomobil dünyasının farklı hikayelerini “mizah sosu”yla yazmaya devam ediyor.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın