1970-1980 arasında çekilen ve 2000’lerdeki hayatı resmeden filmleri yaşama zamanı… Zaman zaman çevremizde ‘Hani o konuşan, uçan arabalar, ışınlanmalar, ya da zamanda yolculuk makineleri?’ diye soranları görmeye başladık.

Giyilebilir cihazlar gibi geçmişte hayal edilmesi zor olan teknolojiler, artık hayatımıza girmeye başladı. Henüz günlük hayatta çok rastlamıyoruz, çünkü şimdilik “erken adapte olanlar”ın kullanımındalar. Ama bu durum  pek uzun sürmeyecek. Önce kola takılanları görmeye başladık, şimdi gözlük ya da  pek çok diğer formla hayatımıza girmeye devam edecekler.

Form burada anahtar sözcük. Çünkü birkaç yıl önce hayatımıza giren akıllı telefonların getirdiğine benzer bir şekil değişiklikliğinden bahsediyoruz. Cep telefonu, dijital kamera, radyo, mp3 çalar zaten ayrı cihazlar olarak mevcuttu. Hepsini tek cihazda toplamak görece bir ilerleme idi ve hayatımızı kolaylaştırarak bizi mutlu etti.

Şimdi de akıllı telefon yazılımları ile yapılabilen ve farklı fonksiyonları bir araya getiren donanımlarla karşı karşıyayız. Çoğunun iddiası, bizi akıllı telefon bağımlılığından kurtarıp, üstlendikleri fonksiyonları tek başına yerine getirecek olmaları. Henüz bunu sağlamaktan biraz uzaklar, çünkü en azından verileri işlemek için bile çoğu birer akıllı telefona ihtiyaç duyuyor.

Biz ise yine de zaten yapabildiğimiz bir şeyi vücudumuza entegre bir cihazla yapar hale geldiğimiz için seviniyoruz. Resim çekmeyi sesli bir komutla gözlüğümüzün yapması, koştuğumuz mesafeyi akıllı telefon yerine kolumuzdaki bandın ölçmesi gibi.

Akıllı telefonları akıllı kılan uygulama yazılımları, giyilebilir donanımlarda da görev başında. Öyle ki, birkaç yazılım güncellemesi ile, aynı donanımın çok daha becerikli hale gelmesi mümkün.

Gerçekten piyasadaki bir boşluğu doldurup doldurmadıkları hakkında farklı görüşler var. “Neden giyilebilir teknoloji?” sorusunun bazı firmalar açısından tek yanıtı “çünkü yapabiliyoruz” gibi görünüyor.

Yine de, faydalı bir kullanım alanı arayanların bunu bulması zor değil. Global bir petrol şirketi, 1 milyon adım hedefine ulaşanlara ücretsiz fitness kol bandı hediye etmeyi vaat etmiş. Sonuç, on binlerce personelin katıldığı bir kampanya ve şirketin sağlık giderlerinde %15 azalma.

Bugüne kadar gördüklerimden en ilginç olanları şunlardı:

– Bebeğinizin tişörtüne yapıştırılan bir sensör ile, onun kalp atışlarını ve uyku düzenini ölçen cihaz.

– Gömlek cebinize astığınız ve gün boyu her dakika iki resim çekip, bunu konu ve tarih bilgisi ile Bulut’taki sunuculara kaydeden cihaz.

– Çocuğunuza giydirdiğiniz ve akıllı telefonunuzla farklı bölgelerini uzaktan şişirerek, ona sarılma hissi verip iyi hissetmesini sağlayabildiğiniz cihaz.

– Bileğinize taktığınızda sürekli ses kaydı yapan ve butonuna bastığınızda bu kaydın son 30 saniyesini yine Bulut’a yükleyen bir kayıt cihazı.

Bu örneklerin ortak yanı, hepimizi sürekli veri, fotoğraf ve video üretip bunları internete yükleyen birer kaynak olması olacak.. Bu yüzden internet servis sağlayıcıların güçlü bir altyapıya sahip olması, gün geçtikçe daha fazla önem kazanıyor.

Bu teknolojilerin çoğu geniş kitlelere ulaşamayacak birer oyuncak olarak algılanıyor. Araştırma şirketleri, bu cihazları alan tüketicilerin %40’ının, üç aydan sonra cihazı kullanmayı bırakacağı öngörüsünde. Dev teknoloji şirketlerinin Ürün Geliştirme ve Pazarlama departmanlarının bu işe ne kadar kaynak ayıracağı belirleyici olacak gibi görünüyor.

Teknolojinin belki de en gerçekçi tanımı: “Siz doğduktan sonra gelişen şeylere denir.” İnternet çağına doğan çocuklar için internet, akıllı cihazlardan sonra doğanlar için ise bu becerikli telefonlar birer teknoloji değil. Onların gerçekliği bu, ve bu teknolojilerin olmadığı bir hayatı bilmiyorlar. O yüzden, henüz 20’sine gelmemiş bir genç için ‘internet teknolojisi’ ifadesi bir anlatım bozukluğu bile olabilir.

Benzer şekilde, yakın zamanda tüm cihazlar bedenimizin birer parçası haline gelirse, “giyilebilir teknoloji”nin de bir terim olmaktan çıkacağını görebiliriz.

 

Ekim Nazım Kaya hakkında

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’ni bitirdikten sonra, Virginia International University’de Yönetim Bilişim Sistemleri yüksek lisansı yaptı. İletişim teknolojileri dergisi tele.com.tr’nin yayın yönetmenliğini ve dil işleme teknolojisi üreten Botego’nun genel müdürlüğünü yürütmektedir. Türkiye’nin internet girişimcilerinden deneyimler içeren Kaldıraç Etkisi adlı kitabın yazarıdır. ekimkaya.com adresindeki bloğunda iş hayatına ilişkin makaleler yazmaktadır.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın