80’li yıllarda sınıflarda derse en fazla renk katan abaküs, harita ve kürelerdi. Dokunarak, yaşayarak öğrenmenin tadına varamayan, siyah beyaz ekrandan renkli televizyona geçiş kuşağındaki o zamanın yeni yetmeleri olan bizler için dört duvar arasında hayatımızı renklendiren bu materyaller bile bizi heyecanlandırır, derse katılımı arttırırdı kuşkusuz.

O yıllarda sınıfın tek hakimi öğretmendi. Yıllarca kelimesi kelimesine tekrarladığı cümleleri bizlerin karşısında da aynı ahenk ve tonla tekrarlar,  bizlere daha iyi aktarmak için sıraların aralarında dolaşırdı.

Bizler de ninni gibi gelen bu anlatımlarda bazen hülyalara dalar, cam kenarındaysak çaktırmadan dışarıyı izler, mevsimlerin durumuna göre bazen beyaza, bazen yeşile doyardık. İpin ucunu kaçırıp da öğretmenin sorduğu soruyu defalarca tekrarlamasına neden olmuşsak öğretmenin azarı ile kendimize gelirdik.

Öğretmenin esas olduğu, dinlemenin olmazsa olmaz öğrenme metodu olduğu 30 yıl öncesinden bugüne eğitimde büyük gelişmeler oldu. Sınıflarda artık öğretmen kenarda, akıllı tahta daha önde. Bizim resimlerde görüp de kafamızda canlandırmaya çalıştığımız kan dolaşımı, sindirim sistemi üç boyutlu görsellerle aktarılıyor. Kalbin atışını, nabzı öğrenciler sıralarının üstündeki tabletlerde birebir tanıklık edebiliyor.

Benim zamanımda bilgiyi öğretmenden alır, onun gösterdiği yoldan ilerlerdik. En büyük başvuru kaynağımız büyük Türk ansiklopedisi Meydan Larousse idi. Evde bu 12 ciltlik ansiklopedi salonda baş köşede kalır, özellikle ödev zamanı başucu kaynağımız olurdu.

Şimdi 15 yaşındaki oğlum ansiklopediyi bile bilmiyor. İhtiyacı olduğunda tabletine dokunup, arama motorlarından bilgiye ulaşabiliyor. Bizim gibi kara tahtada yazılan çizilene bağlı kalmıyorlar. Otobüste, deniz kenarında, spor yaparken de cep telefonlarından, avuçları kadar tabletlerden bilgiye ulaşabiliyor, hatta ders çalışabiliyorlar.

Bizim odasının önünde geçmeye korktuğumuz okul yöneticileriyle isterlerse sosyal medyada sohbet edip, eleştirilerini bir bir sıralayabiliyorlar.

Biz utana sıkıla “tahtaya çıkarak” bir konuyu anlatmaya çalışırken onlar,  oğlum daha anaokulundan itibaren “portfolyo” çalışmasını sunuyor. Onlarca, hatta yüzlerce kişinin önünde performansını  sunuyor.

Biz öğretmeni dinlemediğimizde, hani camdan bakıp hülyalara kapıldığımızda öğrenemediğimiz, atladığımız bölümleri şimdi gençler okullarının kendisi için hazır tuttukları web sayfalarında tekrar tekrar dinleyebiliyor, izleyebiliyor.  Sadece web sayfasında değil, evinde televizyon ekranında da her türlü bilgiye ulaşabiliyor.

Eğitimde öğrenme ve öğretme metodu çok değişti.

Artık eğitim dört duvar arasından çıktı. Duvarsız eğitim bu yüzyıla damgasını vurdu.

Teknoloji; eğitimin en büyük unsuru haline geldi. Teknoloji destekli eğitim olmayan okul kalmadı. Devlet okulları bile FATİH Projesi ile büyük bir eğitim değişikliğine gidiyor. Okullarda tabletli sınıflar açılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Amerika’da açıklanan The NMC Horizon 2014: Yüksek Öğretim Raporu gelecekte bizi nasıl bir eğitimin beklediği konusunda önemli ipuçları veriyor.

Raporun ilk iki bölümü yükseköğretimde teknolojiyi destekleyen eğilimleri ve yükseköğretimde teknoloji kullanım zorlukları aktarılırken, üçüncü bölümde en umut verici teknolojiler sıralanıyor.

Bir uzman tarafından yapılan kapsamlı araştırmanın aktarıldığı raporda 60’dan fazla teknolojinin gelecekte hayatımızı etkileyeceği anlatılıyor. Oyun ve oyun kuramından, vücut davranışlarının digital olarak ölçülmesine, sanal yardım masasından üç boyutlu yazıcıların öğrenme ve mesleki gelişmedeki etkisine kadar birçok alanda dijitalin hayatımızı etkileyeceği sık sık yineleniyor.

Günümüzün çabuk öğrenen, hızlı tüketen y, z kuşağı işte bu teknolojilerle eğitim alıyor. Zaman ve mekana bağlı kalmadan daha ucuz, daha ulaşılabilir bu model hem öğrenmeyi daha cazip kılıyor, hem de eğitimin yaşam boyu sürmesini sağlıyor.

Artık 30-40 yıl öncesinin bilgiyi tek kaynaktan alıp ezberlemek çok gerilerde kaldı. Bilgiye ulaşabilen ve kullananlar her zaman bir adım daha önde olacak.

Nuran Çakmakçı hakkında

1990’da Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi.

Çalışma hayatına 1989’da Hürriyet Gazetesi’nde başladı. 1993’de Star Televizyonu’nda ve daha sonra NTV’de eğitim ve yaşam editörlüğü yaptı. 1997’de Hürriyet Gazetesi’ne geri dönerek uzman eğitim muhabirliği yaptı. Halen Hürriyet Gazetesi Eğitim Servis Şefliği ve eğitim editörlüğü görevini yürütüyor. Hürriyet İnsan Kaynakları Gazetesi’nde ve Hürriyet Aile’de eğitimle ilgili köşe yazıyor. Yapı Kredi Yayınları’ndan biri otobiyografi olmak üzere 6 kitabı bulunuyor.

Bugüne kadar 30’a yakın kuruluştan başarı ödülü alan Çakmakçı, aynı zamanda hurriyetegitim.com’un editörlüğünü yürütüyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve sürekli basın kartı sahibi  olan Çakmakçı evli ve bir çocuk annesi.

 

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın