28 Aralık 1895… Lumiere kardeşlerin bilet karşılığı seyirciye ilk kez “hareket eden resimler”den oluşan bir film gösterdiği tarih… Yani o ilk kez gördüğü andan beri, tam 119 yıldır, seyirci bu hareketli görüntüleri yaratıcılarından talep ediyor. Dünyada her yıl binlerce film çekiliyor. Bu filmler yıllarca seyirciye önce sinema perdelerinden, sonra ev sinemasından (video, laser disc, dvd, blu-ray) en sonunda da televizyondan sunuluyordu. Bu zincir internetin devreye girmesiyle 90’lı yıllarda bozuldu. Korsan filmciler video kaset ile DVD arasında ortaya çıkan ve bir ara-teknoloji ürünü olan video CD ve ardından da DVD teknolojisiyle bu zinciri doğal olmayan bir yöntemle bozdular. İkibinli yıllarda internetin hızının artışı ise korsan filmcilerin CD bağımlılığının da sonunu getirdi. Artık korsan film yayınlayan ya da download ettiren siteler vardı.

Hollywood ve dünyanın tüm film yapımcıları internetin getirdiği bu istenmeyen durumla hukuksal tedbirler eşliğinde yıllarca mücadele ettiler. Bir süre sonra bu mücadele tek başına yetmedi… Özellikle Hollywood internetin hızını boşuna perdelemeye çalıştığına ve tam tersi ayak uydurması gerektiğine karar verdi. Uydu ve internet altyapısını kullanan dijital platformların video-on-demand (VoD) servislerine destek verdiler ve geliştirilmesinde katkıda bulundular.

Eskiden korsanla mücadele için kullanılan “Film sinemada izlenir” cümlesi artık eskisi kadar anlamlı gelmiyor yani…

Geçtiğimiz aylarda Hollywood’a yön veren iki isim, Steven Spielberg ve George Lucas beraber katıldıkları bir söyleşide geleceğin sinemasına dair büyük kehanetlerde bulundular. Spielberg özellikle ABD’de sinemaya gitme oranının giderek azaldığını belirtti. Lucas ise sinemadaki çok az filmin fark edilebildiğini, bilet fiyatlarının ise filmine göre arttığını ve şu an sinemaya gitme oranını en çok da çizgi roman uyarlamalarının arttırdığını ekledi.

Lucas ayrıca şöyle bir cümle de sarfetti: “film işi eskiden televizyon ve sinemayı kapsardı. Şimdi internet televizyonu da var.”

Lucas bunu boşuna söylemiyor elbette, başta ABD olmak üzere tüm dünyada online film marketin önlenemez bir yükselişi var. Bu durum sadece sinema salonlarını değil DVD ve Blu-ray üreticilerini de zorlamakta. Filmlerin bir fiziksel karşılığı olmasına aldırmayan kullanıcılar takip etmek istedikleri yapımları evlerinde fiziksel olarak (diskler) saklamak yerine her an ulaşabilecekleri online bir hizmetle izlemeyi tercih etmeye başladılar. Hollywood’un online korsancılığa karşı hamlesi de filmlerin vizyondan kalkmalarından birkaç hafta sonra yasal online gösterime sunulmaları oldu. Hatta daha çok ödeyen filmi vizyondayken de online olarak evinde izleme olanağına sahip olabilecek.

Avrupa’da da benzer bir uygulama Venedik Film Festivali zamanında gerçekleşti. Sinemaseverler festival gösterimlerine online olarak bilgisayarlarıyla ya da evlerindeki yüksek hızlı wi-fi sistemle destekledikleri perdeleriyle dahil olabildiler…

İnternetin giderek daha çok hız kazanmasıyla HD filmlerin online olarak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygınlık kazanması tabi ki doğal bir süreç. Henüz sinema salonlarına ciddi bir rakip olmasa da veriler Türkiye’de de online film izlemenin arttığı ve giderek artacağını işaret etmekte.

İnternetin hızının artışı ve HD görüntünün duraksamadan izlenebilmesi, yani o eski ‘buffer’ sorunlarının çoktan çözülmüş olması, dijital platformların uydu bağımlılığından da kurtulmalarını sağladı. Platformlar artık içeriklerin değerini daha çok ön plana çıkardıkları yatırımlara yöneldiler. Bu sayede daha çok ve daha yeni filmler vizyonlarının hemen ertesinde evlerde izlenebilir oldular. Hem de oldukça uygun fiyatlarla. Mesela bir TTNet hizmeti olan Tivibu’da 1 TL’ye birkaç ay önce gösterimde olan bir filmi izleyebilmek mümkün artık…

Eğer istediğiniz filmi sinemada kaçırdıysanız ya da bir daha izlemek istiyorsanız ve eğer inatçı bir DVD arşivcisi değilseniz, istediğiniz filmi istediğiniz zaman ve koşullarda izlemenizi sağlayan video-on-demand kanallarını denemelisiniz…

Aslında ana fikir hep aynı: sinemayı hayatımızdan hiç eksik etmeyelim ve hiç filmsiz kalmayalım… Çünkü bir film, hiçbir zaman sadece “bir film” olmadı ve hiçbir zaman da “sadece bir film” olmayacak…

Burak Göral hakkında

1994 yılından beri çeşitli dergi, gazete ve yayınlarda sinema yazarlığı, film eleştirmenliği yapan Göral’ın yayımlanmış 3 kitabı var. Göral aynı zamanda ikibinli yılların başında Türkiye’nin ilk video-on-demand sitesi olan Neokanal adlı sitenin de editörlüğünü, Türkiye’nin ilk ve tek home video dergisi olan DVD+’nın da genel yayın yönetmenliğini yapmıştır. 2004 yılından beri sinema ve dizi senaryoları üzerinde de çalışmış olup üç senaryosu da filme çekilmiştir. Göral sinema yazarlığı, senaristlik ve senaryo danışmanlığı/eğitmenliği çalışmalarını sürdürmektedir…

  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın