TTNET Blog nasıl bir blog?

TTNET Blog; projelerimizi, anılarımızı, hedeflerimizi, çalışanlarımızın farklı bakış açılarıyla kaleme aldıkları yazıları, şirketimizin güncel haberlerini ve çok daha fazlasını bulacağınız bir blog.

TTNET Blog, keyifli editör yazılarıyla zenginleşen, zaman zaman bloggerları yazılarıyla konuk eden, sektördeki gelişmeleri ve yenilikleri ilk elden duyuran bir blog...

TTNET Blog dünyasına hoş geldiniz diyor ve yorumlarınızı bizlerle paylaşmanızı heyecanla bekliyoruz.

İnternette bağlandığınızda ilk olarak ne yapıyorsunuz?

Sonuçlara Bak

Loading ... Loading ...
7 Ağustos 2012

Oyunseverler, Türkiye için yarışarak altın madalya kazanacak!

Yazar: Fatih Yalçınkaya - Ürün Yönetimi Uzmanı

Şirketimizin dijital oyun platformu Playstore, 2012 Londra Olimpiyatları’nın resmi bilgisayar oyunu “London 2012”yi oyunseverlerle buluşturdu.

Spor oyunu denince akla ilk olarak PES ve Fifa gelse de, şu an dünyanın gözlerinin çevrildiği Londra 2012 olimpiyatlarının oyunu da, sporseverlere benzersiz bir olimpiyat deneyimi yaşatıyor.

“London 2012”de 35’ten fazla dalda yarışabiliyorsunuz.  Ülkenizi temsil edebiliyor, aldığınız her madalya ile ülkenizi sıralamada daha üstlere çıkarabiliyorsunuz. Özellikle online mod’u sayesinde kendi ülkenizi temsil etmek çok daha keyifli. Spor oyunlarını seviyor ve Olimpiyat Oyunları’nı yakından takip ediyorsanız “London 2012”yi mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum.

Olimpiyat Oyunları’nın heyecanını yaşamak isteyen bir spor ve oyunseverseniz sizleri heyecanlı vakit geçirmeniz için Playstore’a bekliyoruz.

Detaylı bilgi: http://www.playstore.com/#!/oyun/london-2012

15 Şubat 2012

Bir Oyun – Kural Yazısı

Yazar: Fatih Cengiz - İnteraktif Medya Uzmanı

2010’un ortalarına kadar, son bir kaç yılı “Neden çevrimiçi reklamlar?” sorusunu tartışarak geçirdik. Her platformda yazıldı, çizildi, tuşlandı. Kullanıcıyı özgür kılması, hedef kitleye yönelik nokta atışlarının yapılabilmesi, onlarla daha doğal ilişkilerin kurulabilmesi, reklama yapılan yatırımın geri dönüşlerinin ölçülebilirliği gibi başat sebepleri burada zikrederek bu faslı hızlıca geçmek gerekiyor artık.

Markalar da –pes ettiler demeyelim- bu konudaki muhafazakarlıklarını yavaş yavaş terkediyorlar ki, bu tutum özellikle ülkemiz için çok önemli. Elbette herkesten aynı esnekliği beklemeyeceğiz ve elbette bu sürecin aşamaları olacak. Sosyal medyanın kasıp kavurduğu 2011’de Facebook ve Twitter’ın dayanılmaz cazibesi en geleneksel marka iletişimcilerinin bile inadını kırdı. Bunu ajanslara “Biz neden sosyal medyada bişeyler yapmıyoruz?” şeklinde gelen brieflerin artmasından anlıyoruz.

“Marka iletişiminde dijitale geçişin bir süreç olduğu” gerçeğini kabullenip cebimize koyarsak dijitalin gücüne inanarak bu mecralara yatırım yapan markaların farkını anlamak daha da kolaylaşıyor. Çevrimiçi reklamlara yaptığı yatırımın boşa gitmesini istemeyen bu markalar oyunu kuralına göre oynuyorlar, markalarının sayısal dünyadaki iletişimini …