Kimse inkar edemez, sosyal mecralardaki profillerimizde görünmek istediğimize yakın bir kimlik oluşturuyoruz. Aslında sosyal medyada sergilediğimiz kimlikler kurgu değil,  ancak göstermek istediğimiz taraflarımızın parlatılmış bir derlemesi. Kendimizi topluma ve çevremize en iyi şekilde anlatmak amacıyla oluşturulmuş bir resim.

Geçtiğimiz yıllarda British Council’den Profesör Mike Hardy sosyal mecralarda kendine yeni kimlikler oluşturanlara atıfta bulunan bir kavram ortaya attı: Kokteyl kimlikler.

Hardy şöyle diyor: “Dünyamız hem sanal hem de gerçek anlamda göç ve hareketlilik nedeniyle küçülürken, insanlar ve gruplar belki de tek bir kimlikle yetinmeyerek kendilerini bıkıp usanmadan daha çok kimlik merceğinden ifade edecekler.”

Yani kokteyl kimlikler, sosyal hayattaki hareketliliğin kişi ve gruplarda oluşturduğu bir gereksinim. Örneğin, bir erkeği ele alalım: Evde baba, işyerinde yönetici, yakın çevresinde vefalı arkadaş, spor salonunda hırslı koşucu, stadyumda ateşli bir taraftar. Sosyal medyada ise topluma ve çevresine duyarlı, sanata meraklı ve politik meselelere kafa yoran bir Facebook üyesi, esprileri ile kırıp geçiren bir Twitter kullanıcısı ve müzik zevki gelişmiş Myspace abonesi. Bu kimliklerin hiçbiri yalan veya kurgu değil aslında. Ancak hepsi uygun zaman ve mekanda ortaya çıkmak üzere sırasını bekliyor.

Zaman zaman, evde yönetici, iş yerinde baba gibi davranamadığımız gibi Linkedin’de Facebook gibi, Facebook’ta ise Twitter’daki gibi yazmak ve paylaşım yapmak uygun kaçmayabiliyor. Dolayısıyla sanal dünyada oluşturduğumuz kimliklerimiz de artık bir bütünlük gerektiriyor.

                                                                      

Twitter’da, son iki ayda çok popüler olan bir Tweet (çok fazla RT edildiği için asıl sahibini bulamadığımız) var. “Twitter’ın en iyi yanı henüz akrabaların gelmemiş olmasıdır” diyor kullanıcı. Bu cümlede, kokteyl kimlikler kavramına da önemli bir atıf var aslında. Bu Tweet’i okuyunca kullanıcının temsili hikayesi şu şekilde canlanıyor gözümüzde: Kullanıcı rahat bir şekilde paylaşım yaptığı Facebook ortamında farklı akrabalarını arkadaş olarak eklemesinin ardından bir otokontrol mekanizması oluşturma zorunluluğu hissetti. Çünkü belki de paylaştığı romantik şiirleri babasının görmesi hoşuna gitmiyordu. Ardından Twitter üyesi oldu ve akrabalarının ve yakın çevresinin olmadığı bu ortamda yeniden kimlik kokteylinin içinde bulunan sosyal medya profilini ortaya çıkardı.

Kokteyl kimliklerimiz, bazılarının burun kıvırdığı gibi ulaşamamağımız bir üst insan resmi değil bizce. Bu kimliklerimize bizi biz yapan özelliklerimizden sadece bazılarının öne çıkmış hali demek de mümkün. Sizce sosyal medyanın sunduğu bu imkanların önümüzdeki 10 yılda toplumsal yansımaları nasıl olacak?

Kaynak:

“Avrupa Birliği’nde kişisel verilerin korunmasında yeni yaklaşım”

http://www.bilgicagi.com/Yazilar/4583-avrupa_birliginde_kisisel_verilerin_korunmasinda_yeni_yaklasim.aspx

Futureagenda 2020 Yılında Dünya Kitabı

 

  1. Deniz YILDIRIM
    12 Ara 2011 10:20 pm

    Hayatın içinde oluşturulamayan kimliklerin, hayt içndeki kavgada kaybolan kimliklerin ve en önemlisi olunmak istenilen kimliğin yansıtılması sosyal medya.. Herkes sosyal medyada olmak istediği olumlu insan olsa enbasiti çeve kirlenmesi yaşanmazdı herhalde..

Yorum Yapın