Yaşadığımız çağa adını veren “bilgi”, günümüzde en hızlı ürettiğimiz ve tükettiğimiz şeylerden biri. Elbette burada sözü geçen tüketim, kelimenin gerçek anlamıyla yok etmek değil. Biz, bilgiyi tüketirken aslında onu kullanıyoruz. Bu nedenle bilginin depolanması ve gerektiğinde kolayca erişilebilir bir yerlerde tutulabilmesi gerekiyor. Tam da bu nedenle Türkçe’deki “bilgisayar” sözcüğü, karşılık geldiği cihazın yaptığı işi çok iyi tanımlıyor: Bilgisayar, adından da anlaşılacağı üzere, bilgiyi hafızasında tutan ve gerektiğinde sayan, önümüze döken, raporlayan bir cihaz.

Bilgisayarlar, Batı dillerinin çoğunda İngilizce kökenli “computer” sözcüğü ile ifade ediliyor. “Computer” hesaplamak fiilinden türemiş bir isim. Hesap yapan, hesap yoluyla sonuca ulaşan cihaz demek. İlk bilgisayarlar, karmaşık ve zaman alan hesapları yapmaları için üretilmişlerdi. Bilgisayarların hesaplamaya dayalı bu çalışma prensipleri bugün de geçerliliğini koruyor.

Bilgisayar, bilgiyi unutmayan, tasnif eden ve saklayan (eğer silmezseniz bilgisayar hiçbir şeyi unutmaz) bir cihazdır. İnsan bir yandan “zeki bir cihaz yaptım” diyerek kendi eseri olan bu cihazla gurur duyarken, diğer yandan da “acaba bir cihaz, insan zekasından daha üstün olabilir mi?” diye şüphe duyar. İşte bu noktada bilgisayarlar, varlıkları ve yetenekleriyle insan zekasına meydan okumuş olurlar.

Başından beri bilgisayar ve insan arasındaki meydan okuma, bilgisayarların, insanlarda da bulunan iki önemli özelliğine dayanıyordu: Hesap yapabilme ve bilme (bilgiyi hafızada tutma).  Bilgisayarların hesap yapabilme kapasitesi insanınkiyle nasıl kıyaslanabilir? Elbette bire bir mücadelenin mümkün olduğu bir ortamda. Kazanmak için her hamleyi ve doğuracağı olasılıkları hesap etmenin gerekli olduğu satranç gibi bir oyun, insan beyni ile bilgisayarın hesap yeteneklerini kıyaslayabilmek için ideal bir örnek. Dünya satranç şampiyonu Gary Kasparov, 1997’de Deep Blue (Koyu Mavi) adı bilgisayarla yaptığı maçta yenildi. Aslında Kasparov 6 oyunluk maçın sadece birinde yenildi, ikisini yendi ve ikisinde de berabere kaldı fakat o tarih, birebir mücadelede bilgisayarın hesaplama kapasitesi bakımından insan beyninden daha üstün olduğunun görüldüğü gün olarak kayıtlara geçti.  Bilgisayarlar hesap işlerini daha iyi yapıyordu ama sırada bir de sözlü sınav vardı…

Evde ya da iş yerinizde kullandığınız bilgisayarlar, bilgiyi bize kullandığımız yazılımlar aracılığıyla ve önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde sunarlar. Arkadaşınıza “Fenerbahçe-Beşiktaş maçı ne gün?” diye sorarsanız, en kötü ihtimalle “bilmiyorum” yanıtını alırsınız. Fakat lig maçlarının kayıtlı olduğu bir veri tabanından sorgu yapacak bir yazılımınız yoksa veya bu tür bilgilerin bulunduğu bir sisteme bağlı değilseniz, bu sorunun cevabını bir bilgisayardan asla alamazsınız. Bilgisayarlarla insanların sözlü bir sınavda bire bir mücadelesi bu nedenle özel bir hazırlık gerektiriyordu. Bilgisayar üreticisi IBM, uzun zamandır yapay zeka üzerinde yapılan çalışmaların sonuçlarını birleştirerek, böyle bir mücadele için Watson adlı bilgisayarı geliştirdi. Watson, bildiğimiz bilgisayarlardan daha büyük (10 buzdolabı kadar yer kaplıyor) ve daha “akıllı” bir bilgisayar. Çünkü insan konuşmasını algılıyor, bileşenlerine ayırıyor, konuşma bir soru içeriyorsa hafızasındaki bilgiler arasından en uygun cevabı buluyor. Yani tam da sözlü bir sınav için geliştirilmiş bir bilgisayar.

Amerika’da uzun yıllardır devam eden para ödüllü bilgi yarışması Jeopardy, geçtiğimiz aylarda insan hafızası ile bilgisayar hafızasının yarışına ev sahipliği yaptı. Jeopardy’nin gelmiş geçmiş en büyük para ödüllerini kazanan iki şampiyon, Ken Jennings ve Brad Rutter, Watson ile üç program süren çekişmeli bir mücadeleye girdi. Yarışmada, çeşitli kategorilerdeki aktüalite sorularına cevap vermek ve belli bir noktada rakiplerin durumunu da gözeterek daha çok para kazanabilmek için risk almak gerekiyor. Watson, tüm soruları bilemedi fakat yine de iki şampiyonu geride bırakarak yarışmayı kazandı. Uzmanlar, 200 milyondan fazla sayfa içeriğinin Watson’a yüklendiğini ve saniyede 80 trilyon işlem yapabilen Watson’ın herhangi bir soru karşısında bilgileri tarayıp, mantık ilişkileri kurup, sorunun yanıtını verdiğini belirtiyorlar. Bu durum, teknolojinin ileride medikal verilerin taranıp hastalıklara kolayca teşhis konmasında kullanılabileceğini ifade ediyor.

Watson’ın bazı sorulara neden doğru yanıt veremediğine gelince… Soruları “tam olarak” anlayamadığı içinmiş.

  1. merdin
    16 Ara 2011 10:09 pm

    çünkü düşünemiyo :))) söyleyin kayıtlara geçsinler

Yorum Yapın